Sık Sorulan Sorular

Yaşamın anlamı nedir?

Yanıt: Yaşamın anlamı nedir? Hayatta amaç ve kişisel tatmin nasıl bulunabilir? Hayatta kalıcı bir önemi olan bir şey nasıl başarılır? Birçok insan bu önemli sorular üzerinde hiç durup düşünmez. Yıllar sonra geri dönüp bakar ve ilişkilerinin neden bozulduğunu ve başarmayı istedikleri şeyi başardıkları halde neden kendilerini böylesine boş hissettiklerini merak ederler. Kendi spor dalında çıkabildiğince yükseğe çıkmış olan bir sporcuya, sporuna başlamadan önce birisinin kendisine neyi söylemiş olmasını istediğini sormuşlar. “Keşke birisi bana, en yükseğe çıkıldığında orada bir şey olmadığını söyleseydi” demiş. Birçok amacın boşluğu, onu elde etmek için yıllar boşuna harcandıktan sonra ortaya çıkar.

Hümanist kültürümüzde insanlar anlam bulacaklarını düşünerek pek çok şeyin ardından gider. Ardından gittikleri bu şeylerin bazıları, iş dünyasında başarı, zenginlik, iyi ilişkiler, seks, eğlence ve başkalarına iyilik yapmak gibi şeyleri içerir. İnsanlar zenginlik, ilişkiler ve zevk konusundaki amaçlarına ulaştıklarında içlerinde hâlâ bir boşluk olduğuna, hiçbir şeyin dolduramıyor gözüktüğü bir his olduğuna tanıklık etmişlerdir. 

Kutsal Kitap’taki Vaiz Kitabı’nın yazarı, “Her şey boş, bomboş, bomboş!” dediğinde bu duyguyu tanımlamaktadır (Vaiz 1:2). Vaiz Kitabı’nı yazan kral Süleyman’ın hesaplanamayacak ölçüde zenginlikleri vardı, bilgeliği ne o zaman ne de günümüzde kimsenin sahip olmadığı kadardı, yüzlerce karısı vardı, sarayları ve bahçeleri başka krallıkların imrendiği türdendi, yemeğin ve şarabın en iyisi, her türlü eğlence emrindeydi. Bir noktada yüreğinin istediği her şeyin peşinden gittiğini söylemişti. Buna karşın “güneşin altındaki yaşamı,” yaşamla ilgili her şey sadece gözlerimizle görüp hislerimizle yaşayabildiklerimizmiş gibi yaşanan bir yaşamı, anlamsız olarak özetlemişti. Neden böyle bir boşluk var? Çünkü Tanrı bizi şimdi ve burada hissedebileceklerimizin ötesinde olan bir şey için yaratmıştır. Süleyman, Tanrı hakkında, “İnsanların yüreğine sonsuzluk kavramını koydu” demişti (Vaiz 3:11). Yüreklerimizde var olan şeylerin hepsinin “şimdi ve burada” olanlar olmadığının farkındayızdır. 

Kutsal Kitap’ın ilk kitabı olan Yaratılış Kitabı’nda, Tanrı’nın insanlığı Kendi benzerliğinde yaratmış olduğunu görüyoruz (Yaratılış 1:26). Bunun anlamı, bizim başka her şeyden (başka her türlü canlı türünden) çok Tanrı gibi olduğumuz anlamına geliyor. Ayrıca insanlık günaha düşmeden ve günahın laneti yeryüzüne gelmeden önce aşağıdaki şeylerin de doğru olduğunu görüyoruz: 1) Tanrı insanı sosyal bir yaratık olarak yarattı (Yaratılış 2:18-25); 2) Tanrı insana iş verdi (Yaratılış 2:15); 3) Tanrı insanla paydaşlık içindeydi (Yaratılış 3:8) ve 4) Tanrı insana yeryüzü üzerinde egemenlik verdi (Yaratılış 1:26). Bütün bunların anlamı nedir? Tanrı bütün bunların yaşamdan alacağımız tatmin hissine eklemesini tasarlamıştır ama bütün bunlar (özellikle de insanın Tanrı’yla paydaşlığı) insanın günaha düşmesi ve bunun sonucu olarak da yeryüzüne lanet inmesinden (Yaratılış 3) kötü etkilenmişti.

Tanrı, Kutsal Kitap’ın en son kitabı olan Vahiy Kitabı’nda şimdiki yeryüzü ve gökyüzünü yok edeceğini ve yeni bir gök ve yeni bir yeryüzü yaratarak sonsuz bir durumu gerçekleştireceğini bildirir. Tanrı o zaman kurtarılmış insanlığı Kendisiyle yeniden tam bir paydaşlığa sokacak ancak kurtulmamış insanlık değersiz kabul edilerek ateş gölüne atılacaktır (Vahiy 20:11-15). Günahın laneti sona erecek ve artık günah, üzüntü, hastalık, ölüm ya da acı olmayacaktır (Vahiy 21:4). Tanrı bu kurtarılmış insanlarla birlikte olacak ve bu kişiler O’nun çocukları olacaktır (Vahiy 21:7). Böylece dönüp dolaşıp aynı yere geldik. Tanrı bizleri Kendisiyle paydaşlık içinde olmamız için yaratmıştır, insanlık bu paydaşlığı bozarak günah işlemiştir, Tanrı sonsuz durumda bu paydaşlığı tamamen yerine koyar. Hayatı her şeyi başararak ama sonunda sonsuzluk boyunca Tanrı’dan ayrı olarak ölmek üzere yaşamak boşluktan da kötü olur! Ama Tanrı sadece sonsuz mutluluğu mümkün kılmak için değil (Luka 23:43), aynı zamanda yeryüzündeki yaşamı da tatmin edici ve anlamlı kılmak için de bir yol açmıştır. Bu sonsuz mutluluk ve “yeryüzündeki cennet” nasıl elde edilir? 

Yaşamın anlamı İsa Mesih aracılığıyla yenilenir.

Hem şimdi ve hem de sonsuzlukta olmak üzere, hayattaki gerçek anlam, Adem’le Havva’nın günaha düşüşüyle kaybolan insanın Tanrı’yla ilişkisinin eski haline gelmesinde bulunur. Tanrı’yla bu ilişki sadece Tanrı Oğlu İsa Mesih aracılığıyla mümkündür (Elçilerin İşleri 4:12; Yuhanna 1:12; 14:6). Sonsuz yaşam, günahımızdan tövbe ettiğimizde (günahımıza devam etmeyi artık istemediğimizde) kazanılır ve Mesih bizleri yeni yaratılışlar yaparak bizi değiştirir ve bizler de İsa Mesih’e Kurtarıcımız olarak güveniriz. 

İsa Mesih’i Kurtarıcı olarak kabul etmek harika bir şey olduğu halde hayatın gerçek anlamını bulmak için tek başına yeterli değildir. Kişi yaşamın gerçek anlamını, Mesih’i O’nun bir öğrencisi olarak izlemeye, O’ndan öğrenmeye, Tanrı Sözü’nü okuyarak O’nunla vakit geçirmeye, duada O’nunla söyleşmeye ve O’nun buyruklarına itaat ederek O’nunla yaşamaya başlayınca bulur. Eğer Hristiyan (ya da belki de yeni bir inanlı) değilseniz, kendi kendinize, “Bu bana pek heyecan verici ya da tatmin edici bir şey gibi görünmüyor!” diyebilirsiniz. Ama İsa şöyle demiştir: “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir” (Matta 11:28-30). “Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim” (Yuhanna 10:10b). “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin. Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır” (Matta 16:24-25). “RAB'den zevk al, O senin içindeki istekleri yerine getirecektir” (Mezmur 37:4).

Bütün bu ayetler bizim bir seçim hakkımız olduğunu söylemektedir. Kendi hayatımızı kendimiz yönetmeye devam etmek isteyebiliriz ama bu boşluğa neden olur, ama Tanrı’nın ve O’nun bizim yaşamımız için olan isteğinin ardından gidersek dolu dolu bir hayat yaşarız, yüreklerimizin arzuları yerine gelir ve hayatta tatmin ve doygunluk duygusu yaşarız. Bunun nedeni Yaratıcımız’ın bizi sevmesi ve bizim için en iyisini (belki en kolay değil ama en tatmin edici yaşamı) istemesidir.

Hristiyan yaşamı, bir spor etkinliğinde en öne çok yakın pahalı biletler almakla, daha az para verip oyunu uzaktan seyretmek arasındaki seçimle kıyaslanabilir. Bizim “Birinci sıradan” Tanrı’nın etkin oluşunu seyretmeyi seçmemiz gerekir ama ne yazık ki insanların çoğu bunu seçmez. Tanrı’nın etkinliklerini yakından seyretmek, Tanrı’nın amaçlarının peşinden gitmek için kendi arzularının peşinden gitmeyi gerçekten bırakan Mesih’in yürekten öğrencileri içindir. Onlar (Mesih’e ve O’nun isteğine tamamen boyun eğmek olan) gereken bedeli ödemişlerdir; hayatı dolu dolu yaşamaktadırlar ve kendileriyle, diğer insanlarla ve Yaratıcıları’yla hiçbir pişmanlık duymadan yüzleşebilirler. 

Siz bu bedeli ödediniz mi? Ödemeye razı mısınız? Eğer bu sorulara cevabınız olumluysa bir daha hayatta anlam ve amaç özlemi çekmezsiniz.

Hristiyanlık nedir ve Hristiyanlar neye inanır?

Yanıt: Hristiyanlığın ana inançları 1 Korintliler 15:1-4’de özetlenmiştir. İsa bizim günahlarımız için ölmüş, gömülmüş ve diriltilmiş olduğundan Kendisini imanla kabul eden herkese kurtuluş sunmaktadır. Dini uygulamalardan çok Tanrı’yla bir ilişki hakkında olan Hristiyanlık bütün diğer inançlardan farklıdır. Bir Hristiyan’ın hedefi, “yap”lar ve “yapma”lardan oluşan bir listeyi yerine getirmek yerine, Tanrı’yla yakın bir ilişki geliştirmektir. Bu ilişki, İsa Mesih’in gerçekleştirdiği iş ve Kutsal Ruh’un hizmeti sayesinde mümkün kılınmıştır. 

Bu ana inançların ötesinde, Hristanlığın ne olduğunu ve Hristiyanlığın neye inandığını gösteren birçok başka öğe daha vardır ya da var olmalıdır. Hristiyanlar, Kutsal Kitap’ın esinlendirilmiş, “Tanrı’nın nefesi tarafından verilmiş” olan Tanrı Sözü ve onun öğretisinin de iman ve uygulamayla ilgili her alanda nihai yetkili olduğuna inanır (2 Timoteos 3:16; 2 Petrus 1:20-21). Hristiyanlar tek Tanrı’nın, Baba, Oğul (İsa Mesih) ve Kutsal Ruh olmak üzere üç Kişide var olduğuna inanırlar. 

Hristiyanlar insanlığın özel olarak Tanrı’yla bir ilişkiye sahip olmak üzere yaratıldığına ancak günahın bütün insanları Tanrı’dan ayırdığına inanır (Romalılar 3:23; 5:12). Hristiyanlık, İsa Mesih’in yeryüzünde tamamen Tanrı, buna karşın tamamen insan olarak yaşadığını (Filipililer 2:6-11) ve çarmıhta öldüğünü öğretir. Hristiyanlar, Mesih’in ölümünden sonra gömüldüğüne, dirildiğine ve şimdi de sonsuza dek inanlılar için duada aracılık ederek Baba’nın sağında oturduğuna inanır (İbraniler 7:25). Hristiyanlık, İsa’nın çarmıhtaki ölümünün bütün insanların günah borcunu tamamen ödemek için yeterli olduğunu ve Tanrı’yla insan arasındaki bozulmuş ilişkiyi düzeltenin de bu olduğunu bildirir (İbraniler 9:11-14; 10:10; Romalılar 5:8; 6:23).

Hristiyanlık, bir insanın kurtulması ve öldükten sonra Cennet’e girebilmesi için tamamen Mesih’in çarmıhta tamamlayarak bitirdiği işe iman etmesi gerektiğini öğretir. Eğer biz Mesih’in bizim yerimize öldüğüne ve bizim günahlarımızın bedelini ödediğine ve sonra da dirildiğine inanırsak kurtuluruz. Kimse kurtuluşu hak etmek için bir şey yapamaz. Kendi kendimize Tanrı’yı hoşnut etmek için “yeterince iyi” olamayız çünkü hepimiz günahkârız (Yeşaya 53:6; 64:6-7). Bütün işi Mesih yapmış olduğundan bizim bu konuda yapabileceğimiz başka hiçbir şey yoktur! İsa, çarmıha geriliyken, kurtarma işinin tamamlandığını belirtmek için “Tamamlandı!” demişti (Yuhanna 19:30).

Hristiyanlığa göre, kurtuluş eski günahlı doğadan özgürlük ve Tanrı’yla doğru bir ilişki kurma özgürlüğüdür. Daha önce günahın kölesiyken şimdi Mesih’in köleleri haline geldik (Romalılar 6:15-22). İnanlılar yeryüzünde günahlı bedenleriyle yaşadıkları sürece sürekli olarak günahla mücadele edeceklerdir. Ancak Hristiyanlar, Tanrı Sözü’nü etüt edip orada yazılı olanları hayatlarına uyarlayarak ve Kutsal Ruh’un yönetimi altında olarak yani her gün karşılaştıkları durumlarda Ruh’un yönetimine boyun eğerek günahla mücadelelerinde zafer kazanabilirler. 

Bu yüzden, birçok dini sistem bir insanın belirli şeyleri yapmasını ya da yapmamasını talep ederken Hristiyanlık Mesih’in bizim günahlarımız için çarmıhta ölüp dirildiğine inanmakla ilgilidir. Günah borcumuz ödenmiştir ve Tanrı’yla paydaşlık içinde olabiliriz. Günahlı doğamız üzerinde zafer kazanabilir ve Tanrı’yla paydaşlık ve O’na itaat içinde yaşayabiliriz. Kutsal Kitap’a uygun gerçek Hristiyanlık budur.

İsa Mesih kimdir?

Yanıt: “Tanrı var mı?” sorusundan farklı olarak, İsa Mesih’in yaşayıp yaşamadığını sorgulayan çok az insan vardır. İsa’nın 2000 yıl önce yeryüzünde, İsrail’de yaşayan bir adam olduğu genel olarak kabul edilen bir gerçektir. Tartışma, İsa’nın tam olarak kim olduğu konuşulunca başlar. Hemen hemen her büyük din, İsa’nın bir peygamber, ya da iyi bir öğretmen ya da Tanrı yolunda bir adam olduğunu öğretir. Sorun, Kutsal Kitap’ın bizlere İsa’nın kesinlikle bir peygamberden, iyi bir öğretmenden ya da Tanrı yolunda yürüyen bir adamdan daha fazlası olduğunu bildirmesidir.

C.S. Lewis, Özde Hristiyanlık adlı kitabında şunları yazar: “Burada kimsenin, insanların O’nun [İsa Mesih] hakkında sık sık söyledikleri, gerçekten akılsızca şeyi söylememesini sağlamaya çalışıyorum: ‘Ben İsa’yı büyük bir ahlak hocası olarak kabul etmeye hazırım, ama O’nu Tanrı olarak kabul etmiyorum.’ Söylemememiz gereken bir şey varsa o da budur. Sadece bir insan olduğu halde İsa’nın söylediği türde şeyleri söyleyen bir adam büyük bir ahlak hocası olamaz. Ya kendisinin rafadan bir yumurta olduğunu söyleyen bir adamın düzeyinde bir deli olur ya da cehennemden çıkan Şeytan Olur. Kendi kararınızı vermelisiniz. Bu adam ya Tanrı Oğlu’ydu ve öyledir ya da delinin tekidir ya da daha kötü bir şeydir. O’nu akılsız biri gibi susturabilir, üzerine tükürebilir ve bir cin olarak öldürebilir ya da ayaklarına kapanıp Rab ve Tanrı olarak hitap edebilirsiniz. Ama bu adamın büyük bir insan öğretmeni olduğu konusunda küstahça saçmalamayalım. O bize böyle bir seçenek bırakmamıştır. Böyle bir seçenek bırakmayı tasarlamamıştır.”

Öyleyse İsa kim olduğunu iddia etti? Kutsal Kitap O’nun kim olduğunu söyler? İlk olarak, İsa’nın Yuhanna 10:30’daki, “Ben ve Baba biriz” sözlerine bakalım. İlk bakışta bu sözler O’nun Tanrı olduğunu iddia ettiğini bildiriyor görünmeyebilir. Ancak, Yahudiler’in O’nun bu bildirisine gösterdikleri tepkiye bakın: “Seni iyi işlerden ötürü değil, küfür ettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun” (Yuhanna 10:33). 

Yahudiler, İsa’nın bildirisini Tanrı olduğunu iddia etmek olarak anlamışlardı. Bunu izleyen ayetlerde İsa hiçbir zaman, “Tanrı olduğumu iddia etmedim” diyerek Yahudiler’i düzeltmez. Bu da İsa’nın, “Ben ve Baba biriz” derken (Yuhanna 10:30) Tanrı olduğunu söylediğini göstermektedir. Yuhanna 8:58 buna bir başka örnektir: “İsa, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım’ dedi.” Yahudiler yine İsa’yı taşlama çabasıyla ellerine taşları aldılar (Yuhanna 8:59). İsa’nın kimliğini “Ben’im” şeklinde bildirmesi, Eski Antlaşma’da yer alan Tanrı’nın ismini Kendisine direkt olarak uyarlamasıydı (Mısır’dan Çıkış 3:14). Eğer Yahudiler İsa’nın Tanrı olduğunu iddia etmek gibi dine küfür oluşturan bir şey söylediğine inanmasalardı neden O’nu yeniden taşlamak istesinlerdi ki?

Yuhanna 1:1, “Söz Tanrı'ydı” der. Yuhanna 1:14, “Söz, insan oldu” der. Bu söz de İsa’nın beden alan Tanrı olduğunu açıkça bildirir. İsa’nın öğrencilerinden Tomas İsa’ya, “Rabbim ve Tanrım” diye bir bildiride bulunmuştu (Yuhanna 20:28). İsa onu düzeltmez. Elçi Pavlus O’nu, “... ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih” olarak tanımlar (Titus 2:13). Elçi Petrus da aynı şeyi söyler: “Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih” (2 Petrus 1:1). Baba Tanrı da İsa’nın tam olarak kim olduğu konusunda tanıktır: “Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdır, krallığının asası adalet asasıdır.” Mesih hakkındaki Eski Antlaşma peygamberlikleri O’nun Tanrılığını bildirir: “Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak” (Yeşaya 9:6).

Bu yüzden, C.S. Lewis’in savunduğu gibi, İsa’nın sadece iyi bir öğretmen olduğuna inanmak diye bir seçenek yoktur. İsa açıkça ve inkâr edilmez bir biçimde Tanrı olduğunu iddia etmiştir. Eğer İsa Tanrı değilse, o zaman yalancıdır ve bu yüzden de bir peygamber, iyi öğretmen ya da Tanrı yolunda olan bir adam değildir. İsa’nın sözlerine başka anlamlar vererek onları açıklamaya çalışan modern “bilginler,” “gerçek tarihsel İsa’nın Kutsal Kitap’ın Kendisinin söylediğini yazdığı şeylerin birçoğunu söylemediğini iddia eder. Biz kimiz ki, İsa’nın ne söylediği, ne söylemediği konusunda Tanrı’yla tartışalım? İsa’dan iki bin yıl sonra yaşamış olan bir “bilgin” İsa’nın ne söylediği ya da söylemediği konusunda İsa’nın Kendisiyle yaşayan, O’nunla birlikte hizmet eden ve İsa’nın kendilerine öğrettiği insanlardan nasıl daha çok anlayış sahibi olabilir (Yuhanna 14:26)?

İsa’nın gerçek kimliği konusundaki soru neden bu kadar önemlidir? İsa’nın Tanrı olup olmadığı neden önemlidir? İsa’nın Tanrı olmasının en önemli nedeni, eğer İsa Tanrı değilse, ölümünün bütün dünyanın günahlarının bedelini ödemeye yetmeyecek olduğudur (1 Yuhanna 2:2). Sadece Tanrı böylesine sonsuz bir cezayı ödeyebilirdi (Romalılar 5:8; 2 Korintliler 5:21). İsa’nın bizim günah borcumuzu ödeyebilmesi için Tanrı olması lazımdı. İsa’nın ölebilmek için insan olması lazımdı. Kurtuluş sadece İsa Mesih’e iman aracılığıyla mümkündür. İsa’nın Tanrı olması, O’nun kurtuluşun tek yolu olmasının nedenidir. İsa’nın Tanrılığı, O’nun, “Yol, gerçek ve yaşam Ben'im. Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelemez” (Yuhanna 14:6).

Kutsal Kitap gerçekten Tanrı’nın Sözü müdür?

Yanıt: Bu soruya verdiğimiz yanıt, sadece Kutsal Kitap’a ve onun yaşamlarımız için önemine nasıl baktığımızı belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bizim üzerimizde de nihai bir sonsuz etkisi olacaktır. Eğer Kutsal Kitap gerçekten de Tanrı’nın Sözü’yse, o zaman bizler O’nu çok değerli sayar, onu etüt eder, ona itaat eder ve ona tamamen güveniriz. Eğer Kutsal Kitap Tanrı’nın Sözü’yse o zaman onu ret etmek Tanrı’nın Kendisini ret etmektir. 

Tanrı’nın bize Kutsal Kitap’ı vermiş olması, O’nun bize olan sevgisinin kanıtı ve gösterimidir. “Vahiy” sözcüğü sadece Tanrı’nın insanlığa Kendisinin nasıl olduğunu ve bizim Kendisiyle nasıl doğru bir ilişki içinde olabileceğimizi bildirdiği anlamına gelir. Bunlar, Tanrı bize Kutsal Kitap’ta tanrısal bir biçimde vahyetmiş olmasaydı bilemeyecek olduğumuz şeylerdir. Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta Kendisi hakkındaki vahyi, yavaş yavaş, yaklaşık 1500 yıl içinde verildiği halde, her zaman insanın Tanrı’yla doğru bir ilişkiye sahip olabilmesi için bilmesi gereken her şeyi içermiştir. Eğer Kutsal Kitap gerçekten Tanrı’nın Sözü’yse, o zaman Kutsal Kitap, iman, dinsel uygulama ve ahlak konularında nihai yetkilidir. 

Kendimize sormamız gereken soru, Kutsal Kitap’ın sadece iyi bir kitap değil de, Tanrı Sözü olduğunu nasıl bilebileceğimizdir. Kutsal Kitap’ı tarih boyunca yazılmış olan bütün diğer dini kitaplardan ayrı kılan eşsiz özellik nedir? Kutsal Kitap’ın gerçekten Tanrı Sözü olduğunun herhangi bir kanıtı var mıdır? Eğer Kutsal Kitap’ın, Tanrı tarafından esinlendirilmiş ve iman ve uygulamayla ilgili her konuda tamamen yeterli olan Tanrı’nın Sözü olduğu iddiasının geçerliğini belirleyeceksek, bu tür soruların ciddi bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü’nün ta kendisi olduğunu iddia ettiği konusunda kuşku olamaz. Bu durum, Pavlus’un, Timoteos’a tavsiyesinde açıkça görülür: “Mesih İsa'ya iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazılar'ı da çocukluğundan beri biliyorsun. Kutsal Yazılar'ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur” (2 Timoteos 3:15-17). 

Kutsal Kitap’ın gerçekten de Tanrı Sözü olduğunun hem içsel ve hem de dışsal kanıtları vardır. İçsel kanıtlar, Kutsal Kitap’ın içinde olan Kutsal Kitap’ın tanrısal kaynaklı olduğunu bildiren sözlerdir. Kutsal Kitap’ın gerçekten Tanrı’nın Sözü olduğunun ilk içsel kanıtlarından biri içindekilerin uyum birliğidir. Kutsal Kitap aslında, üç kıtada, üç değişik dilde ve yaklaşık 1500 yıllık bir dönem içinde, birçok değişik meslekten 40’dan fazla yazar tarafından yazılmış altmış altı değişik kitap olduğu halde, baştan sona, hiçbir çelişki olmadan bir tek birleşmiş kitap olarak kalmaya devam eder. Bu birleşmişlik, onu bütün diğer kitaplardan ayırır ve Tanrı’nın insanlara kaydetmeleri için vermiş olduğu sözlerin tanrısal kaynağının kanıtıdır. 

Kutsal Kitap’ın gerçekten Tanrı Sözü olduğunu bildiren içsel kanıtlardan bir başkası da onun sayfalarında yer alan peygamberliklerdir. Kutsal Kitap, İsrail dahil bazı ülkelerin, kentlerin ve insanlığın geleceğiyle ilgili yüzlerce ayrıntılı peygamberlik içerir. Diğer peygamberlikler Kendisine iman eden herkes için Kurtarıcı olacak Kişi olan Mesih’in gelişiyle ilgilidir. Diğer din kitaplarında ya da Nostradamus gibi kişilerin yazdığı kitaplarda yer alan peygamberliklerden farklı olarak Kutsal Kitap’ın peygamberlikleri epey ayrıntı sağlar. Eski Antlaşma’da İsa Mesih’le ilgili üç yüzden fazla peygamberlik bulunmaktadır. O’nun sadece nerede doğacağı ve soyu değil, aynı zamanda O’nun nasıl ölüp yeniden dirileceği de önceden bildirilmiştir. Kutsal Kitap’ta yer alan gerçekleşmiş peygamberliklerin, onların tanrısal kaynaklı olduğundan başka bir mantıklı açıklaması yoktur. Kutsal Kitap’ın içerdiği kapsam ve boyutta ya da türde önceden bildirilmiş peygamberlik içeren başka hiçbir din kitabı yoktur. 

Kutsal Kitap’ın Tanrı kaynaklı olduğunun üçüncü bir içsel kanıtı da onun eşsiz yetki ve gücüdür. Bu kanıt, ilk iki kanıttan daha öznel olsa da, Kutsal Kitap’ın Tanrı kaynaklı oluşu konusunda onlardan daha az güçlü bir tanıklık oluşturmaz. Kutsal Kitap’ın yetkisi şimdiye kadar yazılmış olan hiçbir kitabınkine benzemez. Bu yetki ve güç, en iyi şekilde, Tanrı Sözü’nün doğaüstü gücü tarafından değişen sayısız yaşamda görülür. Uyuşturucu bağımlıları onun aracılığıyla iyileşmiş, eşcinseller onun aracılığıyla özgür kılınmış, kimsesiz ve serseriler onun aracılığıyla değişmiş, katılaşmış suçlular onun aracılığıyla düzelmiş, günahkârlar onun aracılığıyla azarlanmış ve nefret onun aracılığıyla sevgiye dönüşmüştür. Kutsal Kitap, ancak gerçekten Tanrı Sözü olduğu için mümkün olan dinamik ve değiştirici bir güç taşır. 

Kutsal Kitap’ın gerçekten de Tanrı Sözü olduğunu belirten dışsal kanıtlar da vardır. Bunlardan biri, Kutsal Kitap’ın tarihselliğidir. Kutsal Kitap tarihsel olayları ayrıntılı bir şekilde bildirdiği için, doğruluğu ve hatasız kesinliğinin herhangi bir başka tarihsel belge gibi onaylanması lazımdır. Hem arkeolojik kanıtlar ve hem de başka yazılar aracılığıyla, Kutsal Kitap’ın tarihsel anlatımlarının doğru ve gerçek oldukları tekrar tekrar kanıtlanmıştır. Aslında, arkeolojik ve elyazmalarından oluşan Kutsal Kitap’ı destekleyen bütün kanıtlar onu eski zamanlardan kalmış en iyi belgelenmiş kitap haline koyar. Kutsal Kitap’ın tarihsel bakımdan doğrulanabilir olayları doğru ve gerçekçi bir şekilde kaydetmesi, dini konular ve doktrinlerden söz ettiği zamanlardaki doğruluğunun büyük bir belirtisidir ve Tanrı Sözü’nün ta kendisi olduğu iddiasını ispatlamaya yardım eder. 

Kutsal Kitap’ın gerçekten de Tanrı Sözü olduğunun bir başka dışsal kanıtı, onun insansal yazarlarının doğruluğudur. Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, Tanrı Kendi sözlerini kaydetmek için her kesimden adamlar seçmiştir. Bu adamların yaşamlarını incelediğimizde onların dürüst ve içten kişiler olduklarını görüyoruz. Bu kişilerin inandıkları şeyler uğruna büyük acılar veren şekillerde ölmeye razı olmaları, bu sıradan ama dürüst kişilerin Tanrı’nın kendileriyle konuştuğuna gerçekten inandıklarına tanıklık eder. Yeni Antlaşma olan İncil’i yazanlar ve daha yüzlerce başka inanlı (1 Korintliler 15:6) mesajlarının doğru olduğunu biliyorlardı çünkü İsa Mesih’i görmüşler ve İsa ölümden dirildikten sonra onunla vakit geçirmişlerdi. Dirilmiş Mesih’i görmek onların üzerinde büyük bir etki yaratmıştı. Korku içinde saklanmayı bırakıp Tanrı’nın kendilerine vahyettiği mesaj için ölmeye hazır kişiler haline gelmişlerdi. Bu kişilerin yaşam ve ölümleri Kutsal Kitap’ın gerçekten Tanrı Sözü olduğuna tanıklık eder. 

Kutsal Kitap’ın gerçekten Tanrı’nın Sözü olduğunun son dışsal kanıtı da Kutsal Kitap’ın yok edilemez oluşudur. Önemi ve Tanrı Sözü olma iddiasından ötürü, Kutsal Kitap tarihteki herhangi bir kitaptan daha çok şiddetli saldırılara ve yok edilme çabalarına maruz kalmıştır. Diokletianus gibi ilk Roma imparatorlarından komünist diktatörlere ve günümüz ateist ve agnostiklerine kadar, Kutsal Kitap bütün saldırganlarına karşı durmuş ve onlardan daha uzun süre ayakta kalmıştır. Günümüzde de hâlâ en çok yayınlanan kitaptır. 

Zaman boyunca, kuşkucular Kutsal Kitap’ı mitolojik bir kitap olarak görmüşlerdir ama arkeoloji onun tarihsel bir kitap olduğunu kanıtlamıştır. Muhalifler onun öğretilerinin ilkel ve modası geçmiş olduklarını söyleyerek onlara saldırmış ama ahlaksal ve yasal kavramları ve öğretilerinin dünyanın her yerindeki toplumlar ve kültürler üzerinde olumlu bir etkisi olmuştur. Sahte bilim, psikoloji ve politik hareketler ona saldırmaya devam etmektedir, buna karşın bugün de ilk yazıldığı zamanki kadar gerçek ve hayatlarımıza uygun olan bir kitap olmayı sürdürmektedir. Bu kitap, geçtiğimiz 2000 yıl içinde sayısız yaşamı ve kültürü değiştirmiştir. Muhalifleri ona ne kadar saldırırsa saldırsın, onu yok etmeye ya da ona olan güveni sarsmaya ne kadar çalışırsa çalışsın Kutsal Kitap ayakta kalmıştır, doğruluğu ve insanların yaşamlarındaki etkisi açıktır. Kutsal Kitap’ın gerçekten de Tanrı Sözü olduğu ve Tanrı tarafından doğaüstü bir şekilde korunduğu konusundaki açık tanıklığını bozmak, ona saldırmak ya da onu yok etmek için yapılan her girişime karşın doğruluğu korunmuştur. Kutsal Kitap’a nasıl saldırılırsa saldırılsın, o bu saldırılardan her zaman değişmemiş ve zarar görmemiş bir şekilde çıkarak ayakta kalmıştır. Ne de olsa İsa, “Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır” demiştir (Markos 13:31). Bir insan kanıtlara baktıktan sonra hiç kuşku duymadan, “Evet, Kutsal Kitap gerçekten de Tanrı’nın Sözü’dür” diyebili

İsa Tanrı mıdır? İsa hiç Tanrı olduğunu iddia etmiş midir?

Yanıt: Kutsal Kitap hiçbir zaman İsa’nın açık bir şekilde “Ben Tanrı’yım” dediğini kaydetmez. Ancak bu O’nun Tanrı olduğunu bildirmediği anlamına gelmez. Örneğin, İsa’nın Yuhanna 10:30’daki “Ben ve Baba biriz” sözlerine bakalım. O’nun burada Tanrı olduğunu iddia ettiğini anlamak için Yahudiler’in bu bildiriye gösterdikleri tepkiye bakmamız yeter. “... İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun” diyerek bu nedenden ötürü O’nu taşlayarak öldürmeye çalıştılar (Yuhanna 10:33). Yahudiler İsa’nın ne iddia ettiğini tam olarak anlamışlardı; İsa Tanrı olduğunu iddia ediyordu. İsa’nın burada Tanrı olduğunu iddia ettiğini inkâr etmediğine dikkat edin. İsa, “Ben ve Baba biriz” diye bildirdiğinde (Yuhanna 10:30), Kendisi ve Baba’nın tek bir doğa ve özden olduklarını söylüyordu. Yuhanna 8:58 de buna başka bir örnektir. İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım” diye bildirmişti. Bu bildiriyi duyan Yahudiler’in tepkisi, Tanrı’ya küfür ettiğinden ötürü, Musa’nın Yasası’nın kendilerine buyurduğu gibi, ellerine taşlar alıp O’nu öldürmek olmuştu (Levililer 24:15).

Yuhanna İsa’nın Tanrı olduğu kavramını tekrarlar: “Söz Tanrı’ydı” ve “Söz insan oldu” (Yuhanna 1:1, 14). Bu ayetler İsa’nın beden almış Tanrı olduğunu açık bir şekilde belirtir. Elçilerin İşleri 20:28 bize şöyle der: “Kendinize ve Kutsal Ruh'un sizi gözetmen olarak görevlendirdiği bütün sürüye göz kulak olun. Rab'bin kendi kanı pahasına sahip olduğu kiliseyi gütmek üzere atandınız.” Tanrı’nın kilisesine kim Kendi kanı pahasına sahip olmuştur? İsa Mesih. Elçilerin İşleri 20:28, Tanrı’nın kilisesine Kendi kanıyla sahip olduğunu bildirir. Bu yüzden İsa Tanrı’dır!

İsa’nın öğrencilerinden Tomas, İsa hakkında, “Rabbim ve Tanrım!” demiştir (Yuhanna 20:28). İsa bu sözleri söylediği için onu düzeltmemiştir. Titus 2:13 bizleri, Tanrımız ve Kurtarıcımız, İsa Mesih’i beklememiz için yüreklendirir (ayrıca bakınız 2 Petrus 1:1). İbraniler 1:8’de Baba, İsa hakkında şöyle der: “Ama Oğul için şöyle diyor: "Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdır, egemenliğinin asası adalet asasıdır.” Baba, İsa’nın gerçekten de Tanrı olduğunu belirtecek şekilde İsa’dan “Ey Tanrı” diye söz eder. 

Vahiy Kitabı’nda bir melek elçi Yuhanna’ya sadece Tanrı’ya tapması talimatını vermişti (Vahiy 19:10). İsa Kutsal Kitap’ta birkaç kez insanların tapınmasını kabul eder (Matta 2:11, 14:33, 28:9, 17; Luka 24:52; Yuhanna 9:38). İnsanları Kendisine taptıkları için hiçbir zaman azarlamaz. İsa eğer Tanrı olmasaydı, tıpkı Vahiy Kitabı’ndaki meleğin yaptığı gibi, insanlara Kendisine tapmamalarını söylerdi. Kutsal Kitap’ta İsa’nın tanrılığını savunan birçok başka ayet ve parça vardır. 

İsa’nın Tanrı olması gerektiğinin en önemli nedeni, eğer O Tanrı olmasaydı, ölümünün dünyanın günahlarının cezasını ödemeye yeterli olmayacak olduğudur (1 Yuhanna 2:2). Eğer İsa Tanrı olmasaydı yaratılmış bir varlık olurdu ve yaratılmış bir varlık da sonsuz bir Tanrı’ya karşı işlenen günah için talep edilen sonsuz cezayı ödeyemezdi. Böylesine sonsuz bir cezayı sadece Tanrı ödeyebilirdi. Sadece Tanrı dünyanın günahlarını Kendi üzerine alabilir (2 Korintliler 5:21)ve günah ve ölüm üzerindeki zaferini kanıtlamak için ölüp dirilebilirdi.

Eğer Hristiyanlığı kabul edersem, ailem beni ret eder ve yaşadığım kültürde büyük bir zulüm görürüm. Ne yapmalıyım?

Yanıt: Hristiyan olmak, imanla İsa’nın izleyicilerinden biri olmak anlamına gelir (Yuhanna 10:26-30). İsa’nın etrafına kalabalıklar toplanıyordu ama çoğu O’nun gerçek izleyicileri değildi. Onlar sadece hastalıklarından iyileşmek, İsa’nın cinleri kovmasını görmek ve O’nun mucizesel bir şekilde sağladığı ekmeği yiyerek karınlarını doyurmak istiyorlardı. İsa onları Kendisini izlemenin onlara nelere mal olacağı hakkında uyarmıştı. 

“Öğrencileriyle birlikte halkı da yanına çağırıp şöyle konuştu: ‘Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin. Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim ve Müjde'nin uğruna yitiren ise onu kurtaracaktır. İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir? Bu vefasız ve günahkâr kuşağın ortasında, kim benden ve benim sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da, Babası'nın görkemi içinde kutsal meleklerle birlikte geldiğinde o kişiden utanacaktır’” (Markos 8:34-38). 

Siz kendi benliğe dayalı arzularınızı mı izlersiniz yoksa kendinizi inkâr edip İsa’yı mı izlersiniz? Yeryüzündeki yaşamınıza mı yoksa sonsuz yaşama mı değer veriyorsunuz? Bu dünyanın mallarının mı yoksa ruhunuzun kurtuluşunun mu üzerine titriyorsunuz? İsa’dan utanmaktan mı, yoksa İsa’nın sizden utanmasından mı korkuyorsunuz? 

İnsanlar değer verdikleri şeylerin peşinden giderler. İşe gidersiniz ve işte yorulursunuz çünkü alacağınız ücretin ödülünün evinizde televizyonun önünde yatmanın verdiği geçici zevkten daha çok olduğunu bilirsiniz. Eğer İsa sizi çağırırsa, yeryüzündeki yaşamınızı kaybetmenin sonsuz yaşamı kazanmaya değer olduğunu bilerek O’nu izlersiniz.

İsa’yı izlemek ister misiniz? Bunun size neye mal olacağına bir bakın (Luka 14:25-33):

• İsa’yı izlemek size hayatınıza mal olur. İsa, kendinizi inkâr edip, çarmıhınızı yüklenmenizi söylemiştir. Çarmıhı ret eden kişi, Mesih’in öğrencisi olamaz (Luka 14:27). 

• İsa’yı izlemek ailenizi ve dostlarınızı kaybetmenize neden olabilir. İsa, gelişinin izleyicileriyle aileleri, dostları ve dünya arasında bölünmelere neden olduğunu söylemiştir. Ailesinden nefret etmeyen (yani ailesini Mesih’ten daha az sevmeyen) Mesih’e layık değildir (Matta 10:32-39). 

• İsa’yı izlemek malınızı mülkünüzü kaybetmenize neden olabilir. Bir zengin adam, gururlu bir şekilde kendisinin cennete gitmek için yeterince iyi birisi olduğunu düşünmüştü. “İsa ona, ‘Eğer eksiksiz olmak istiyorsan, git, varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle’ dedi” (Matta 19:21). Zenginliği daha çok seven genç adam üzüntüyle İsa’yı terk etmişti. 

• İsa’yı izlemek zulümle karşılaşmaya mal olur. Hristiyanlar acı çekmeyi, “acıların adamı”na ait olmanın normal bir parçası olarak beklemelidir (Bkz. Yeşaya 53 ve Yuhanna 15:18-21). İsa hatta zulüm gören kişilere, “Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür” diyerek “mutlu” adını vermiştir demiştir (Bkz. Matta 5:10-12). v Tanrı’nın halkı her zaman zulümle karşılaşmıştır. Peygamberlerle alay edilmiş, işkence edilmişler ve öldürülmüşlerdir (İbraniler 11:37). Tarih, İsa’nın izleyicilerinden onlarcasının Mesih’i bildirdikleri için idam edildiklerini kaydeder. Hadisler Petrus’un kendisini Rabbi’yle aynı şekilde ölmeye layık görmediğinden baş aşağıya çarmıha gerilmekte ısrar ettiğini bildirir. 

Petrus buna karşın şöyle yazmıştı: “Mesih'in adından ötürü hakarete uğrarsanız, ne mutlu size! Çünkü Tanrı'nın yüce Ruhu üzerinizde bulunuyor” (1 Petrus 4:14). Elçi Pavlus, Mesih’i bildirdiği için hapse atıldı, dövüldü, bulunduğu gemi battı ve birçok kereler taşlandı, ama o acı çekmeyi, cennette kendisini beklediğini bildiği ödülle kıyaslandığında lafı bile edilmeyecek kadar küçük bir şey olarak gördü (Romalılar 8:18). 

İsa’yı izlemek, herkes için malını mülkünü, ailesini, dostlarını ve fiziksel hayatını kaybedeceği anlamına gelmez ama buna razı mısınız? 

İsa’nın öğrencisi olmanın bedeli ağır gibi görünse de, zulüm bu dünyada ve cennetsel ödüller getirir. Rab zulüm çektikleri zaman boyunca inanlıların yanında kalır (Matta 28:20; İbraniler 13:5); onların sınırlarını bilir ve onlara lütuf verir (1 Korintliler 10:13; 2 Korintliler 12:9); onları cennette ödüllendirir (Matta 5:10-12); zulmü, inanlının karakterini biçimlendirip Kendisini yücelten iyi bir şey oluşturmakta kullanır (Romalılar 8:28). İsa’yı izlemenin ödülleri, İsa’yı izlemenin bedelinden çok daha fazladır!

İsa inanlının günahtan ötürü cezasını Kendi üzerine almak için acı çekip ölmüştür. Bağışlanma ve sonsuz yaşamın tek yolu İsa Mesih’e iman aracılığıyladır (Efesliler 2:8-9). Bir Hristiyan’ın zulme katlanması, kurtuluş konusunda herhangi bir erdem oluşturup Mesih’in kusursuz işine hiçbir katkıda bulunmadığı halde, gerçek bir inanlı çektiği acılar sırasında İsa’yı sadık bir şekilde izleyecektir. 

“Nitekim bunun için çağrıldınız. Mesih, izinden gidesiniz diye uğrunuza acı çekerek size örnek oldu. "O günah işlemedi, ağzından hileli söz çıkmadı." Kendisine sövüldüğünde sövgüyle karşılık vermedi, acı çektiğinde kimseyi tehdit etmedi; davasını, adaletle yargılayan Tanrı'ya bıraktı. Bizler günah karşısında ölelim, doğruluk uğruna yaşayalım diye, günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi. O'nun yaralarıyla şifa buldunuz. Çünkü yolunu şaşırmış koyunlar gibiydiniz, şimdiyse canlarınızın Çobanı'na ve Gözetmeni'ne döndünüz” (1 Petrus 2:21-25).

Bir insan günahlarından nasıl kurtulur? 

Günah bizi Tanrı’dan ayıran vaziyettir. Çağlar boyunca insanlık günahın bilincinde büyük bir eziklik çekmiştir ve bu acıyı yatıştırmanın çeşit çeşit yollarını aramıştır. Bir çok dinler günahın ezikliğini iyi işler yaparak yatıştırmayı bir çözüm olarak öğretir. İnsan yaptığı iyi işlerle günahını ortadan kaldırmayı veya bir terazi benzetmesiyle iyiliklerinin günahlarına karşın daha ağır basmasını ümit ederek bu yoldan Tanrı’yla barışmayı ve cennete girmeyi kazanmaya çalışır. Günahın gerçek anlamı göz önünde tutulduğunda yapılan iyiliklerin insanın durumunu asla değiştiremeyeceği anlaşılır. Günah işlesek de, günahımızı yatıştırmak amacıyla iyi işler yapsak da Tanrı’yla uyumsuzluk içindeyiz. İyi işleri Tanrı’nın beğenişini ve ödüllendirişini kazanmak amacıyla yapmakla Tanrı’yla uyumsuzluk içinde olduğumuzu ve bu durumumuzdan kurtulmanın yolunu gayretle aradığımızı zaten kanıtlamış oluruz. Kutsal Kitabın öğretişlerine göre gerçek iyi işler ancak Tanrı’yla uyumluluk içerisinde yapılabilen eylemlerdir. Tek Tanrı iyidir ve bu nedenle gerçek iyi eylemler O’nunla uyumluluk içerisinden ortaya çıkan eylemlerdir.İnsan kendi iyilikleriyle Tanrı’dan iyilik bekleyemez, Tanrı’nın iyiliğini de kazanamaz ve Tanrı’nın iyiliğine hiçbir katkıda bulunamaz. Atamız İbrahim peygamberi düşünelim. Tanrı’nın Sözüne itaat ederek İbrahim oğlu İshak’ı bir kurban olarak sunmak üzereydi. Ancak Tanrı son anda müdahele ederek bir koç sağladı ve bu koçun İshak’ın yerine kurban edilmesini buyurdu. Bundan şunu anlıyoruz, insan Tanrı’yı hoşnut etmek ve O’na yaklaşmak amacıyla en büyük fedakarlıklarını sunsa da Tanrı’yla barışmayı sağlayamaz. Sadece Tanrı’nın öngördüğü yoldan ve Kendisinin sağladığı bir kurban aracılığıyla insan Tanrı’yı hoşnut edebilir ve Tanrı’yla barışabilir. İyi olan sadece Tanrı’dır ve sadece Tanrı’dan gelen iyilik bizim Tanrı’dan kopukluğumuza sebep olan günahlarımızı ortadan kaldırabilir. 

Kutsal Kitabın öğretişine göre İsa Mesih Tanrı’nın yeryüzüne gönderdiği ve dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı kuzusudur. Adem’den bu yana tek günahsız yaşamış olan kişi İsa Mesih’tir, yani İsa Mesih o güne kadar Tanrı’yla tam bir uyumluluk içinde yaşayamış tek insandı.Tanrı’dan kopuk vaziyette olan insanlığı tekrar Tanrı’ya barıştırmak için Kendisi yerimize günah oldu, yani Tanrı’dan koptu. Ölüm anına kadar günahsız kaldığından dolayı ölüme Tanrı’nın yaşamıyla birlikte girdi. Böylece ölümün etkisi altında inleyen bütün insanlığa yaşam kaynağı oldu. Üçüncü gün ölümden dirildi çünkü ölüm O’nu artık tutamazdı. Böylece bütün insanlığa günahı, yani Tanrı’yla olan ayrımı, ortadan kaldıran sonsuz yaşamın kaynağı oldu. Böylece her insan İsa Mesih’in ölümü sayesinde günahtan özgür olur ve İsa Mesih’in dirilişi sayesinde sonsuz yaşama kavuşur. Bir insanın günahtan kurtulmasının tek yolu Tanrı’nın sağlamış olduğu bu yoldan olur.İsa Mesih “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi.“Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez”(Yuhanna 14:6)

Sonsuz yaşam ne demektir ve buna nasıl sahip olabilirim? 

Yaşamın kaynağı Tanrı’dır. Günahlarımızdan dolayı Tanrı’dan kopmuş  vaziyette yaşarken fiziksel olarak yaşarız fakat ruhsal olarak ölüyüz. Günahın anlamı Tanrı’yla uyumsuzluk olduğu gibi ölümün anlamı da Tanrı’dan kopuk olmamızdır. Günah işleyerek Tanrı’ya uyumsuzluk içine gireriz ve bu da bizim Tanrı’dan kopmamıza, yani ölmemize sebep olur. “Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12
İsa Mesih’in günahlarımızın sonucu olan ölümü yerimize üstlenmesini imanla kabul ederek işlediğimiz günahların kaldırıldığını ve böylece Yaşam olan Tanrı’yla tekrar barışarak birleştiğimizi anlıyoruz. “Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i tanımalarıdır.” (Yuhanna 17:3
Böylece bir insanın sonsuz yaşama sahip olmasının yolu öncelikle kendisini Tanrı’dan ayıran günahlardan tövbe etmesiyle,  İsa Mesih’in ölümü aracılığıyla günahlarının ortadan kaldırıldığını imanla kabul etmesiyle ve son olarak İsa Mesih’in dirilişiyle bizi Tanrı’yla barıştırdığını imanla kabul etmesiyle gerçekleşir. Tanrı’yla barışan kişi Tanrı’yla tek ruh olur (1 Korintliler 6:17
Tanrı’nın Ruh’u ölmüş ruhumuza sonsuz yaşam vermek üzere bizim ruhumuzla birleşerek biz Tanrı’yla bir oluruz. Kutsal Kitap bunu yeniden doğuş diye tanımlar çünkü ölmüş olan ruhumuz Tanrı’nın Ruh’uyla birleşerek ölümden yaşama geçmiştir. Böylece her insan öncelikle fiziksel olarak doğar, daha sonra da Tanrı’ya birleşerek ruhsal olarak doğar. Ruhtan doğan her insan Tanrı’nın çocuğu olur ve Tanrı’nın Ruh’u aracılığıyla Tanrı’yla bir ilişki içinde yaşar. Bu ilişki bizim sonsuz yaşama sahip olduğumuzun kanıtıdır.